28 Ekim 2010 Perşembe

501

Adsız dedi ki...

bravo, bravo ,bravo...
vay be 1 sene geçti ha.
nice 500 lere...

gk

28 Ekim 2010 08:20

AAdsız dedi ki...

sevgili blog yazari kutluyorum. duzenli yapilan islerin nasil bir ic egitimi oldugu konusunda sana tamamen katiliyorum. disiplin antrenmani gibi bir sey bu sanirim. benden de 3 bravo o zaman. bravolar sana ama nice 500'ler ikinize birlikte... ozlemle, bb

ebru dedi ki...

tebrik ederim, bugun bende tesaduf Julia&Julia yi izledim, aslinda cocuklar ile izledim demeliyim arasira. senin adina cok sevindim, umarim yazmaya devam edersin, bizde kucuk mutlulukla ricin sukrederiz.
sevgiler...

MUTLULUK 500: Benden bu kadar, sürç-i lisan ettikse affola

Ya sizden? 501'i siz oluşturmak ister misiniz? Bunun için 501 yaz gönder, mutluluk cebine gelsin... Ya da... yorum yaz gönder, 501 derin mutluluğa eklensin.

Hem zaten günleri de doğru sayamamışım ki. Yazmaya 30 Ekim'de başlamışım. Bu durumda 29 Ekim'de bitmesi gerekirken bir gün evvel 365 dedim. O da bayram günü olsun işte...:)

M 499: Bir hedefi tamamlamak

Hedef bir açıdan eften püften, bir açıdan ilginç, bir açıdan gereksiz, bir açıdan da eğlenceli görünebilir. Benim açımdan ne olduğunu, sonuna geldiğim şu maddede, az sonra açıklayacağım. Fakat şunu farkettim ki tam bir sene boyunca bir şeyi her gün (neredeyse) düzenli olarak yapmak, insanın iç eğitimi için yabana atılmayacak bir şey. Bu sürede, yazdığım kah saçma kah komik kah duygusal kah gizemli notlarımı okuyanlarıma da çok teşekkür ediyorum efenim:) Belki yalnızca bir filmin dolduruşu, belki de bütün bir hayat felsefesi... Onu artık okuyucunun yorumuna bırakıyorum...

Bir kitapta, mutluluk ruhun özgürlüğüdür, günlük yaşanan sevindirici olayların etkisi ise hazdır gibi birşey diyordu. Yani sanırım mutluluğun resminin yapılamayacağını iddia edenler yazısının da yazılamayacağını düşünüyorlar. Olabilir... O halde yaptığımın adı abesle iştigal olabilir. Ama ben yine de evde pişen kek kokusunun, ev ortamına, anlık bir hazzın vereceğinden daha fazlasını kattığını düşünüyorum. Yeter ki koklayalım, duyalım, görelim, dinleyelim, farkında olalım...

Sözün özü: Julie ve Julia güzel filmdi yaw:)

M 498: En Sevdiklerim

İnsanın hayatta başına çok şey geliyor. Başımıza gelen iyi ve kötü olaylardan öğrendiklerimizle daha çok gelişip her zaman daha iyiye ve güzele gitmeye çalışmak, daha çok sevmek ve daha güzel insan olmak, sevgiyi ve mutluluğu övmek ve yüceltmeye çalışmak, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak... Ve bu yolculuğumuzda yanımızda olanlar için şükretmek.

25 Ekim 2010 Pazartesi

M 497: Güzel havalar

Beni bu güzel havalar mest etti :)

Hayatım boyunca ilk kez sonbaharı da sıcakta geçiriyorummmm :)
Yaşasın tiişört kardeşliği :)

M 496: Bendane


Blog bitti, benim çikolataya övgüm bitmedi! Bitmez de :)
Bunu yeni keşfettik biz. O nasıl bir fıstık lezzeti allahım... :)

24 Ekim 2010 Pazar

M 495: Sağlık

Elimizi kağıt kesse canımız o an orada oluyor. Her işin başı sağlık.

M 494: 20 yılllık anıların tazeliğinde

Dağda bir kilise. 20 yıl önce gördüğümde, bizi yolda karşılayıp, doğru yanlış bir seri tarihi bilgi veren Velat ve Doğan yoklardı. Orası bu iki ufaklıkla daha bir sevimli olmuştu bugün.

M 493: Pazar günü

Her zaman bir farkı vardır. Özel bir güzelliği. Nedeni çocukluktan, dünden ve bugündendir. Mutlu bir gündür...

20 Ekim 2010 Çarşamba

M 492: Yeniden pilates

Nicedir boşvermeydi, taşınmaydı, zarttı zurttu bırakmıştım. Bugün masalla birlikte pilatese geri döndüüüm :)
Bir de yanına bisiklet ekledim ama haydi hayırlısı :)
Burası da günlük gibi oldu demeyelim. Şu son düzlükte zaten nadiren yaptığım sporun önemini bilelim bildirelim :) Ayrıca da blog benim değil mi kaardeşiiim :p

M 491: Haylaz haytalı ile obur oruk!

Anlamsız mı geldi? E olur biraz masal kahramanlarında :p

19 Ekim 2010 Salı

M 490: Okumak

Bu seferki kitap ya da gazete ya da dergi okumakla ilgili değil. Eline geçen herşeyi okumakla ilgili. Eline aldığı birşeyi okumadan kenara koymamakla. Bir şişe etiketi, bir ilan, bir bisküvi ya da bir çıkartma. Ben bu konuda çok zayıfım. İyi yapan insanlara da hep şapka çıkartırım. Hatırlayıp yaptığım zamanlar için kendime de bi aferin tabii :) Neden mi? Çünkü şeytan ayrıntıdadır. Detay bilmek bazen bütüne dair çok faydalı olabilir. Daha dikkatli olalım! :)

M 489: Küçük hediyeler

Bu konuda önceden de yazmışlığım vardır illaki. Nitekim hoşa gidecekse neden olmasın ki :p

M 488: Her güne bir amaç koymak

Büyük ya da küçük olması önemli değil. Önemli olan o amacı koymak ve yerine getirmek.

M 487: İmam bayıldı

Benim en sevdiğim de bayıldı :)
E iyiymiş :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

M 486: Krem peynir

E bu da buraya yazılır mı? Çocukluğundan gelmiş bir alışkanlık ve ağız tadı ise elbette :)

M 485: Tiyatroya bilet almak

Ayıptır söylemesi çoook zaman olmuştu son aldığımdan beri ama vallahi elde olmayan sebeplerle :)

M 484: Pamuk tarlasından


Gökyüzündeki buluta dokunmak mümkün değil diye mi aynısından bir de yerde, tarlalarda yetişiyor acaba? Ulaşması, dokunması hayran kalması bedava :)

M 483: Balkonda kahvaltı

Hava güzel, balkon güzel, eşlik güzel, daha ne olsun :)

17 Ekim 2010 Pazar

15 Ekim 2010 Cuma

M 481: Burayı da ev kokuttum kiii :)

İşte ilk kekimiz de hazır :)

13 Ekim 2010 Çarşamba

M 480: Anka Kuşu

O bu sefer Şili'ye masallarda bile zor bulunacak bir mutluluk getirdi. Ailelerine, sevdiklerine ve tahmin edilemeyecek daha nicelerine...
Madendeki göçükten 69 gün sonra birer birer onları çıkartan mucizeye adını veren kuşun kanadında hoşgeldiler gün yüzüne...

M 479: Vizon tele

Köyümüze televizyon geldiii

11 Ekim 2010 Pazartesi

M 478: Evim evim güzel evim

Şimdi yepyeni alışkanlıklar edinmenin zamanıdır.

M 477: İşlerin yoluna girmesi

Zaman zaman olabilen terslikler, yavaşlamalar ya da beklenmedik sürprizler de hayatın cilvesi olsun ve işler yoluna girdiğinde kıymetleri daha iyi bilinsin...

8 Ekim 2010 Cuma

M 476: Yağmurda meydan

Hava yavaş yavaş kararıp arabalar farlarını yakmaya başladığında, devlet daireleri ve birçok işyeri paydos ederken başladı yağmaya. Herkes sokaktaydı... Herkes ıslandı. Kimi telaşlandı, kimi hemen ilk andan teslim oldu doğanın kararına. Bir yandan yağmurun yağma sesi, diğer yandan araba lastiklerinin yerdeki suları sıçratırken çıkarttığı şıkırtı benzeri, beni de dışarı çağırdı. Bırakıp rahat koltuğumu ve sütlü kahvemi, katıldım o insan ve su karışık sele. Katılmasam iyiymiş ya, biraz da mecburiyetten :)

7 Ekim 2010 Perşembe

M 475: Bol yürüyüş

Son zamanların en bol yürüyüşlü haftaları bunlar galiba... Şurası da yakın, buraya da gideyim diye diye çaktırmadan saatlerce yürütüyor burası insanı! Bir de bu arada herşeyin birbirine yürüme mesafesinde olduğu bir yerde hiç uzun süre geçirmemiştim önceden. Bunun da bi güzelliği varmış.

M 474: Yeni yerde tanınmak :)

Valla beni ne doğduğum şehirde ne de başka şehirlerde öyle dairelerde ya da işinin düştüğü yerlerde tanıyan eden yoktur. Adamlar hangi bir geleni tanısınlar zaten.. Ama burada 1 haftada tanınmak mümkün! Her gün yeni biri gelmeyince onların işi de kolay gerçi ama olsun, insanın yine de hoşuna gidiyor :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

M 473: Yerinde keşif restoran

Hem tarihi hem keyfi gezimde içinde çıka çıka çatıların tepesinden bakılabilen bir küçük mekan keşfi ve akşamına en sevdiğimle yemeklerinin denenmesi...

Bugün de yenen birşeye bici bici denebileceğini öğrendik:)

3 Ekim 2010 Pazar

M 472: Yeni hedefler koymak

Örneğin, herkes burada 10 kilo daha alacağımızı iddia ediyor ama bakalım tecrübeye karşı cahil cesareti galip gelebilecek mi :)

M 471: Aradığını bulmak

Araması da güzeldi ama bulması daha güzel oldu...

30 Eylül 2010 Perşembe

M 470: Yazmak

Taa Hindistan'dan en sevdiğimin sevgisinde kalkıp gelen ve ilk yazılarımı paylaştığım kumaş kaplı yeşil defterim doldu dolacak! Son 2 sayfa! :)

M 469: Tarihi Affan Kahvesi ve yaşlı amcalar

Fotoğraf çekmek için izin isteyince genç garson: "İstediğinizi yaparsınız, burada kimse kimseye birşey demez"...

M 468: Nargile içen kızlar ve park

Herşey ve gördüğüm herkes keyif katkılı!

M 467: Cami, kilise, havra birarada

M 466: Işıksız kavşak

Bence şehrin merkezindeki kavşak için iyi cesaret ve işliyor! Yoksa saygılı şoförlerle mi karşı karşıyayız? Umarım öyledir!

M 465: Yiyeceklere yeni isim yeni lezzet

Oruk = İçli köfte
Kaz başı = Büyük kuş başı
Kıyma = Köfte - adana ve muhtemelen daha niceleri

M 464: Taş Hanın avlusunda kuşlarla kahvaltı

Akşam da miyavlayan ve et isteyen zeynep var tabii :)

M 463: Medeniyetler beşiğinin ilk yaya keşfi

Şimdilik eski şehirdeki sokakları geziyorum. Kapalı Çarşı olmuş Uzun Çarşı, dolmuş baharat ve arkadaşları...
Deniz kenarı kasabalarının hafif örtülü pazar yerlerinin de bir esintisi var hatta. Baharatçılar, züccaciye, ikinci el kitapçılar, penyeciler ve birçok renkli pılı pırtı... Haa unutmadan, çok kibar insanlar ve esnaf.

M 462: 20 yıllık nostalji

Oraya en son 20 yıl önce gitmiştim. Şimdi onca sene sonra yeniden gidecek olmak çok heyecanlı...

M 461: 3000 km'nin dayanılmaz hafifliği!

Bilhassa tamamlamanın galiba :)

M 460: Fırat 2

Evet evet, hemen alındı, okundu ve yeniden yeniden okunmak üzere el altına koyuldu!

M 459: Canım arkadaşım, çocukları ve kocası

Az oldu ama çok mutlu etti nice zaman sonra yeniden buluşmak... En genç aile üyeleri ile de yavaştan bir hukuk başlattık sanki :)

M 458: Tokat yaprağı, hıçın ve niceleri

En sevdiğimin en sevdiği yemekleri kaynağında öğrendim ben :) Şimdi geriye yapması kaldı :p
Yalnızca lezzetlerin değil, sevginin ve huzurun da kaynağındaydım :)

M 457: Meşhuur Tokat Kebabı

Evet evet, tanıştım ve mideye indirdim sonunda!

M 456: Küçük can büyüyor

Sevgili küçük yeğenimin biraz daha büyüdüğünü gördük, hatta ve hatta uyutmayı bile başardık!

M 455: Okurla buluşma!

İlk küçük okurum kendi tatlı küçük ağızıyla masalları sevdiğini söylediğinde dünyalar benim oldu!

M 454: Ayrılık hüzün veriyorsa...

Seviyor ve seviliyor olduğunu düşünmek gerek...

14 Eylül 2010 Salı

M 453: Ahşap oyuncak

Hayatta en sevdiğim oyuncaklar listesine girmeyi başaran bir tahta rampa ve bir tahta tavşandan ibaret harika bir oyuncak!
Her ne kadar eve gelen kucuk muzurlar tarafından bir ayağı kırılmış ve eskisi kadar kusursuz çalışmıyor da olsa bizimle gezecek kendisi...

13 Eylül 2010 Pazartesi

M 452: 12 Dev adam

Resmen Amerika ile final oynayıp dünya ikincisi oldular... Helal olsun, tebrikler ve bize yaşattıkları güzel heyecanlar için teşekkürler...

M 451: Bayram mangali

Geleneksel mangalımızla annemizin güzel mezelerini birleştirince bu sofra ayrı bir güzel oldu...

10 Eylül 2010 Cuma

M 450: Bayram

Bayramda anne öptüm !
Yemek de yedik, bi de bunun mangalını yaptık mı değme keyfimize :)

8 Eylül 2010 Çarşamba

M 449: Cevizli gül tatlısı

Hayatımda bir ilk daha gerçekleşti ve bir şerbetli tatlı yaptım!
Çeşitli farklı formlara haiz olsalar da iki aile ferdi artı bir arkadaştan ortak "beğendim" sözünü, cebren ve hile ile olmasa da tatlılık ve güler yüzle almayı başardım :))

M 448: Annişko geldiiii

6 Eylül 2010 Pazartesi

M 447: Şen Yuva Dizisi

Bu sezonun yeni keşfi Tankut Sıkıcan karakteri!

M 446: Eyvah eyvah filmi


naabıyon?
ii, sen naabıyon?

4 Eylül 2010 Cumartesi

M 445: Yeni lezzet

Aslında bildiğimiz köfteydi ama lezzeti bi güzeldi.

M 444: Gezinmek


Bu ulkeye dair ilk gezdiğim yerlerden birinde nostaljik bir gezi. Sinaia, Peleş Kalesi

2 Eylül 2010 Perşembe

M 443: 12 dev adam

Çocukların her maçı yüzümüzü güldürdü şu ana kadar. Gerçi daha başındalar ama iyi başladıkları için devamından da umutluyuz:)

31 Ağustos 2010 Salı

M 442: 30 Ağustos kutlaması

Üstelik de Ayten Alpman'ın varlığıyla. Hava biraz serindi, şartlar biraz çetindi ama orada olmak çok güzeldi.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

M 441: Yeni yazar tanımak

BB sayesinde ilginç hikayesini duyup öğrendiğim ve bir kitabını okuduğum yazar Ali Teoman oldu.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

M 440: Kedili vazom

Şehirde bugün bir panayır hali vardı. Park yanı antikacısı, oradan da lipscani içi tezgahlar pek güzeldi. En sevdiğim de bana piqi'li bir vazo almasın mı :)

Adam karısıyla beraber yapıyormuş, el emeklerini satıyorlarmış.


26 Ağustos 2010 Perşembe

M 439: Teyzişko ziyareti

Evimize teyzem geldi :)

25 Ağustos 2010 Çarşamba

24 Ağustos 2010 Salı

M 437: I Do Not Come To You By Chance kitabı


Nijerya'lı bir yazarın keyifle okunabilecek bir kitabı. İngilizcesi bazen, "I read university" gibi, bire bir tercümelerden kaynaklandığını hissettiren ilginçlikler içeriyor:) Ara ara serpiştirilmiş Nijerya ata sözlerinin İngilizce'ye çevirilmiş halleri de sevimli olmuş. Onun dışında hayat şekli hakkında ufak ipuçları da taşıyan kitap farklı yazar okuma alışkanlığımın pek olmadığını hatırlatıyor ister istemez.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

M 436: Yedekte temize çekilecek yazısı olmak

Hazırda yemeği olmak gibi bir şey bu! Bunlar benim için daha çok genç kavramlar:) Ama evet, var ve şimdi onu temize çekeceğim!

M 435: Keklik 2001 Ödülleri

Üniversite yıllarının komik olaylarından oluşan konsantre derleme kahkaha bombası dün piyasaya yeniden çıktı ve hatta bende bir de "aynı dosyanın 10. yılı vesilesiyle 2011 sürümünün vakti gelmiş" hissini uyandırdı. Konuyu eski dosyanın editörlerinden yakinen tanıdığım BİRİYLE mütalaa edeceğimdir! :)))

M 434: Pembe Panter ve Peter Sellers


Fransız'ların "hafif" aksanlı İngilizcesi, biraz da kendisinin sayesinde yaygın alay mertebesine ulaşmıştır sanırsam. Hatta yine muhtemelen Brüksel'deki ilk senemde bir tek frankofonun bile İngilizce bilse bile konuşmamasında da kendisinin rolu büyük olduğundan belki de ona kızsam yeri ama bu gerçekten bencilce olurdu :))) Komik abicim bu insan.

M 433: Oley oley oley! Gün sayısında 3 dalya!

Julie ve Julia maratonunda son düzlük!
Haydi hayırlısı!

M 432: Renkli Yamalı Tombul Dansçı ve diğerleri

için en sevdiğim kolları sıvadı! Peyder pey ekleyeceğimdir Kızarmış Ekmeğe.

Üstte yazanı tekrar okudum da, anlayana aşkolsun mu olmuş ne olmuş acaba?

Ama tombul dansçı adaylarının hepsi süper oldu, aralarından nasıl seçeceğiz bilemiyorum! Gerçekten :))))

19 Ağustos 2010 Perşembe

M 431: Her daim Burhan Abi


Şimdilerde yeniden gösteriyorlar Avrupa Yakasını tv'de. Yeniden seyredilebiliyor, yeniden eğlendiriyor bilhassa Burhan Abi. Eleştiren de çok seven de ama nereden bilirdim Tokat'ın yavaştan kendini böyle sevdirdiğini bendeniz zamanında!

M 430: Tom ve Jerry


Bunlarla bir çocukluk geçirdik ama sanırım kimsenini çocukluğu biraz da onlar ve onun gibiler sayesinde tam olarak geçmedi. Hala ne zaman görsem kalıyorum onlarla :)

18 Ağustos 2010 Çarşamba

M 429: Kendim yazdım kendim güldüm

Bir dergiye bir yazı yollamam için ön ayak olan sevgili BB'ye çok teşekkür ettim. Nitekim sayesinde yazarken eğlenmenin mümkün olduğunu gördüm. Onlar da beğenirse elbette "çok süper olacak" fakat sayesinde hiç olmazsa ben harika vakit geçirdim.. Bu arada yazıyı ben hele bir dergiye yollayayım, onlar yayınlamasın, sonra Kızarmış Ekmek'e aynen eklerim :)

16 Ağustos 2010 Pazartesi

M 428: Kişisel rekorları kırmak

Kişisel rekorumu kırıp 15 sayfa masal yazdım! :)

M 427: Sabah neşesi

Her sabah taze taze gelen yeğen fotoğraflarıyla sabahlar güler yüzlü :)

M 426: Milonga

Kuzinimiz sayesinde ilk kez gittik gördük. Sistem süper aslında. Tango sevdalıları bir restoran, cafe ve benzeri ortamda kendi danslarını yapıyorlar, o mekana hasbel kader gelmiş olanlar için de bu durum gözlere ve kulaklara ziyafet olarak yansıyor. Gösteri değil ama iki tarafın da keyif aldığı güzel bir gece oluyor...

15 Ağustos 2010 Pazar

M 425: Sahur ve iftar

Elimden geldiğince destek kuvvet olarak katılmak bile keyifli. Bütün bilimsel izahatlara itina ile kulak kabartılır ve beğenilen beslenme tavsiyeleri aynen aktarılır!

Sahurda susatmayacak, kan şekeri ani yükseltip düşürmeyecek, bağırsaktan yavaş emilen lifli gıda ve protein, iftarda önce hurma sonra çorba, sonra sebze ve protein. Arada tatlı ve meyve olabilir. :))) ve tabii her daim bol su

M 424: Kanapede dönmek

Bazen de tam siper tembelliğin yerini hiç birşey tutmuyoooor :)

M 423: Yeni ciciler almak

Ben alış veriş pek sevmiyorum da yapmıyorum da ama bu sefer canım bi elbise çekti, en sefdiğim de bana onu aldııı :))

Şimdi ikimiz de yeşillendik :)

M 422: Gece gece dürüm

Öyle çok hayal etmiştim ki, mümkün olduğunda yiyecek halim kalmamıştı. Dürüm ile Ben, Leyla ilen Mejnun kibin olduk yani :) Ama yine de gitmesi de sohbeti çok güzel oldu.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

9 Ağustos 2010 Pazartesi

M 420: Su

Hayat kaynağı, serinleten, ferahlatan, arındıran, coşturan, huzur veren, aziz eden, akıp giden, duru, temiz, tarifsiz su...

8 Ağustos 2010 Pazar

M 419: İlklerin güzelliği!

M 418: Deniz havası almak

Dalga sesleri, deniz kabukları ve köpeğiyle oynayan adam... Milli takım tamamdı :)

6 Ağustos 2010 Cuma

M 417: Yazlık sinema


Inception - Başlangıç

İlginç, yaratıcı, bazen biraz ürkünç ve izlemeye değer bir filmi nicedir gitmek istediğimiz arabalı sinemada izledik.

5 Ağustos 2010 Perşembe

M 416: Amintiri din Epoca de Aur (Altın Çağ'dan Anılar)

Romen halkının Çavuşesku döneminden halleri...

3 Ağustos 2010 Salı

M 415: Çakılla gelen güzelllik





Çakıl taşının bir cazibesi var. Sadece estetik güzellik mi yoksa başka şeyler de var mı bilmiyorum. Onlar kaya da değil kum da değil. Kayadan ufalanıp kenerlarını yuvarlatırken yaşanmışlıkları çok ama bir yandan da fıkır fıkır bir halleri var. Dinamikler. Annemin 30 yaş için söyledikleri gibi. "30 yılın tecrübesi ve o tecrübeyle istediğin gibi yaşayacak olmanın enerjisi var hala". Biz de bir miktar kullandık...

2 Ağustos 2010 Pazartesi

M 414: Yeni konu buldum!

Gezimizden de esinlenerek yeni bir masal konusu buldum. Bu seferkinin biraz uzun olacağını zannediyorum. Yazmaya başladım, çok heyecanlı...

M 413: Fırında soslu tavuk kanadı

Afiyetle yenmiştir.
Tavuk hayatımda önemli bir rol oynar.
Sevmediğim nadirdir.

M 412: Havuçlu kek ve çay

Ne yapalım. Güzel oluyor bazen evi kek kokutmak!

M 411: Su kuşu olmak

Bu senenin ilk çimmesini yaptımmmm :)

30 Temmuz 2010 Cuma

M 410: Ev

En sevdiğim demiş ki: "Portekiz'le ilgili hatırlayacağımız son şey gözlerdeki mutluluk. Portekiz'in payı için de onu hep anacağız"

Bence en güzel sözü en özlü haliyle o söyledi. İlk bunu okuyan, Portekiz ile ilgili diğer yazdıklarımı okumasa da olur :)

M 409: Rıhtım, feribot ve kahve




Son sahil kahvemizi rıhtımda feribota karşı içtik. Son manzarımızı da ana caddelerden birinin üzerindeki bir otelin teras barında izleyip, bütün "turist" görüntümüze rağmen kendimizi süslü amca ve teyzelerin yanına bir şekilde yakıştırdık! :)

M 408: Bu sefer de füniküler...






O bol yokuşlarda inip çıkmaya tam alışmışken, sırf binmeden dönmeyelim dediğimizden bir de ona bindik. Güvercinlere ekmek atan yaşlı teyze camından bakarken biz de onunla sahile yollandık.
Lizbon'daki tüm ulaşım için günlük bilet alınca, metrodan asansörlere, tramvaylara, herşeye binebiliyor ve paranızı haydi haydi çıkartıyorsunuz. Bunlar tek başına pahalı olabilir ama günlük "herşey dahil" toplu taşım sadece 3.75 euro.

M 407: Sallan yuvarlan - Alfama'da






Ara sokaklarda, sırf merdiven olan yollarda, sallan yuvarlan inerken aşağı doğru, Se Kilisesi olsun, hediyelikçiler olsun, kah eskiyle kah yeniyle doldurduk gönlümüzü..

M 406: Anı

En sevdiğim bana oradan bir anı almış. Üzerinde ilk görüşte aşk yazıyormuş. Lizbon'dan sözettiğini iddia edenler var. Bize bilgi öyle gelmedi! :)

St. Jorge kalesi de Lizbon'un en tepesi ise biz de eksik kalmaz çıkarız dedik.

M 405: Lizbon'daki son seyir terasımız






Demiştim ya bu şehirde pekala bir deniz kıyısı kasabasında geçen bir film çekmek mümkün diye, işte bu terastan ilham alıp düşünmüştüm aslında onu ben. Aşağıda çatılar ve önlerinde uzanan masmavi deniz, arkada dar sokaklar ve balkonlarda çamaşır asan kadınlar. Ahşap çardağa dolanmış pembe çiçekler, sokak ressamları, çalgıcılar ve güzel hava... Alfama tarafında.

M 404: Sıra beklemeli dondurmacı


En sevdiğim dondurmayı çok seviyor! Biz de ona her fırsat olduğunda "sıra beklemeli dondurmacı"dan aldık dondurmasını..
Adı Santini idi. Yiyebilmek için bekleyip hak etmek gerekliydi!

M 403: Deniz, uzaklar ve midemiz






Expo 98 alanında hepsi ile ilgili güzel birşey var. Denizin en açığı, üzerinde gördüğüm köprülerin en farklısı, mideme giden yemeklerin ise en değişik ikram edilenlerinden..
Expo yapıları güzel. Hava hepsini gezebilmek için aşırı sıcak ve vakit de artık çok az ama Vasco Da Gama köprüsü, kulesi, ufo, çevre yapılar, oceanarium ve diğerlerini içlerine giremeden de olsa gördük, beğendik.
Mideme gelince, burası balıkçı memleketi ama eti de unutmamak gerek diyorum!

M 402: Güzel hüzün

Bir ara bi konuşmaz olduk. Yorgunluktan sandık. Sonradan anladık ki hüzündenmiş. Tatil bitiyor diye üzülüyormuşuz. Ama ne güzel hüzün.

M 401: Lizbon ve seramikler



Heryerdeler, rengarenkler

M 400: 4 dalya

Gezi ile de birlikte su gibi geçti gitti...

M 399: Özenli desenler: Lizbon ve mozaikleri





Okumuştuk, kaldırımlara yollara dikkat edin, basıp geçmeyin diye. Gerçekten de desensiz ve özensiz bir tane bile görmedim galiba.

M 398: Yerel de olduk, festival bulduk



Tabii böyle iki üç günlük gezilerde "yerel" olmak gerçekten imkansız gibi bir şey. Fakat hiç olmazsa metrolarda, dükkanlarda, orada o sırada olup bitenleri görebilmek kaygısında olup ilanları vs okuyunca kendi keşfini yaptığını düşünüp daha çok haz alıyor insan. Bizim için bu keşif bir festival oldu. En sevdiğim el ilanını buldu. Ucundan yakaladık, son günündeki Macau Senfoni Orkestrası konserine hasıl olduk. Macau'yu gugılladık ve birşey daha öğrendik. Bir de müzikten, yapıldığı meydandan, karşısındaki merdivenli sokaktaki moladan ve yanındaki kafeden keyiflendik.