28 Ekim 2010 Perşembe

501

Adsız dedi ki...

bravo, bravo ,bravo...
vay be 1 sene geçti ha.
nice 500 lere...

gk

28 Ekim 2010 08:20

AAdsız dedi ki...

sevgili blog yazari kutluyorum. duzenli yapilan islerin nasil bir ic egitimi oldugu konusunda sana tamamen katiliyorum. disiplin antrenmani gibi bir sey bu sanirim. benden de 3 bravo o zaman. bravolar sana ama nice 500'ler ikinize birlikte... ozlemle, bb

ebru dedi ki...

tebrik ederim, bugun bende tesaduf Julia&Julia yi izledim, aslinda cocuklar ile izledim demeliyim arasira. senin adina cok sevindim, umarim yazmaya devam edersin, bizde kucuk mutlulukla ricin sukrederiz.
sevgiler...

MUTLULUK 500: Benden bu kadar, sürç-i lisan ettikse affola

Ya sizden? 501'i siz oluşturmak ister misiniz? Bunun için 501 yaz gönder, mutluluk cebine gelsin... Ya da... yorum yaz gönder, 501 derin mutluluğa eklensin.

Hem zaten günleri de doğru sayamamışım ki. Yazmaya 30 Ekim'de başlamışım. Bu durumda 29 Ekim'de bitmesi gerekirken bir gün evvel 365 dedim. O da bayram günü olsun işte...:)

M 499: Bir hedefi tamamlamak

Hedef bir açıdan eften püften, bir açıdan ilginç, bir açıdan gereksiz, bir açıdan da eğlenceli görünebilir. Benim açımdan ne olduğunu, sonuna geldiğim şu maddede, az sonra açıklayacağım. Fakat şunu farkettim ki tam bir sene boyunca bir şeyi her gün (neredeyse) düzenli olarak yapmak, insanın iç eğitimi için yabana atılmayacak bir şey. Bu sürede, yazdığım kah saçma kah komik kah duygusal kah gizemli notlarımı okuyanlarıma da çok teşekkür ediyorum efenim:) Belki yalnızca bir filmin dolduruşu, belki de bütün bir hayat felsefesi... Onu artık okuyucunun yorumuna bırakıyorum...

Bir kitapta, mutluluk ruhun özgürlüğüdür, günlük yaşanan sevindirici olayların etkisi ise hazdır gibi birşey diyordu. Yani sanırım mutluluğun resminin yapılamayacağını iddia edenler yazısının da yazılamayacağını düşünüyorlar. Olabilir... O halde yaptığımın adı abesle iştigal olabilir. Ama ben yine de evde pişen kek kokusunun, ev ortamına, anlık bir hazzın vereceğinden daha fazlasını kattığını düşünüyorum. Yeter ki koklayalım, duyalım, görelim, dinleyelim, farkında olalım...

Sözün özü: Julie ve Julia güzel filmdi yaw:)

M 498: En Sevdiklerim

İnsanın hayatta başına çok şey geliyor. Başımıza gelen iyi ve kötü olaylardan öğrendiklerimizle daha çok gelişip her zaman daha iyiye ve güzele gitmeye çalışmak, daha çok sevmek ve daha güzel insan olmak, sevgiyi ve mutluluğu övmek ve yüceltmeye çalışmak, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak... Ve bu yolculuğumuzda yanımızda olanlar için şükretmek.

25 Ekim 2010 Pazartesi

M 497: Güzel havalar

Beni bu güzel havalar mest etti :)

Hayatım boyunca ilk kez sonbaharı da sıcakta geçiriyorummmm :)
Yaşasın tiişört kardeşliği :)

M 496: Bendane


Blog bitti, benim çikolataya övgüm bitmedi! Bitmez de :)
Bunu yeni keşfettik biz. O nasıl bir fıstık lezzeti allahım... :)

24 Ekim 2010 Pazar

M 495: Sağlık

Elimizi kağıt kesse canımız o an orada oluyor. Her işin başı sağlık.

M 494: 20 yılllık anıların tazeliğinde

Dağda bir kilise. 20 yıl önce gördüğümde, bizi yolda karşılayıp, doğru yanlış bir seri tarihi bilgi veren Velat ve Doğan yoklardı. Orası bu iki ufaklıkla daha bir sevimli olmuştu bugün.

M 493: Pazar günü

Her zaman bir farkı vardır. Özel bir güzelliği. Nedeni çocukluktan, dünden ve bugündendir. Mutlu bir gündür...

20 Ekim 2010 Çarşamba

M 492: Yeniden pilates

Nicedir boşvermeydi, taşınmaydı, zarttı zurttu bırakmıştım. Bugün masalla birlikte pilatese geri döndüüüm :)
Bir de yanına bisiklet ekledim ama haydi hayırlısı :)
Burası da günlük gibi oldu demeyelim. Şu son düzlükte zaten nadiren yaptığım sporun önemini bilelim bildirelim :) Ayrıca da blog benim değil mi kaardeşiiim :p

M 491: Haylaz haytalı ile obur oruk!

Anlamsız mı geldi? E olur biraz masal kahramanlarında :p

19 Ekim 2010 Salı

M 490: Okumak

Bu seferki kitap ya da gazete ya da dergi okumakla ilgili değil. Eline geçen herşeyi okumakla ilgili. Eline aldığı birşeyi okumadan kenara koymamakla. Bir şişe etiketi, bir ilan, bir bisküvi ya da bir çıkartma. Ben bu konuda çok zayıfım. İyi yapan insanlara da hep şapka çıkartırım. Hatırlayıp yaptığım zamanlar için kendime de bi aferin tabii :) Neden mi? Çünkü şeytan ayrıntıdadır. Detay bilmek bazen bütüne dair çok faydalı olabilir. Daha dikkatli olalım! :)

M 489: Küçük hediyeler

Bu konuda önceden de yazmışlığım vardır illaki. Nitekim hoşa gidecekse neden olmasın ki :p

M 488: Her güne bir amaç koymak

Büyük ya da küçük olması önemli değil. Önemli olan o amacı koymak ve yerine getirmek.

M 487: İmam bayıldı

Benim en sevdiğim de bayıldı :)
E iyiymiş :)

18 Ekim 2010 Pazartesi

M 486: Krem peynir

E bu da buraya yazılır mı? Çocukluğundan gelmiş bir alışkanlık ve ağız tadı ise elbette :)

M 485: Tiyatroya bilet almak

Ayıptır söylemesi çoook zaman olmuştu son aldığımdan beri ama vallahi elde olmayan sebeplerle :)

M 484: Pamuk tarlasından


Gökyüzündeki buluta dokunmak mümkün değil diye mi aynısından bir de yerde, tarlalarda yetişiyor acaba? Ulaşması, dokunması hayran kalması bedava :)

M 483: Balkonda kahvaltı

Hava güzel, balkon güzel, eşlik güzel, daha ne olsun :)

17 Ekim 2010 Pazar

15 Ekim 2010 Cuma

M 481: Burayı da ev kokuttum kiii :)

İşte ilk kekimiz de hazır :)

13 Ekim 2010 Çarşamba

M 480: Anka Kuşu

O bu sefer Şili'ye masallarda bile zor bulunacak bir mutluluk getirdi. Ailelerine, sevdiklerine ve tahmin edilemeyecek daha nicelerine...
Madendeki göçükten 69 gün sonra birer birer onları çıkartan mucizeye adını veren kuşun kanadında hoşgeldiler gün yüzüne...

M 479: Vizon tele

Köyümüze televizyon geldiii

11 Ekim 2010 Pazartesi

M 478: Evim evim güzel evim

Şimdi yepyeni alışkanlıklar edinmenin zamanıdır.

M 477: İşlerin yoluna girmesi

Zaman zaman olabilen terslikler, yavaşlamalar ya da beklenmedik sürprizler de hayatın cilvesi olsun ve işler yoluna girdiğinde kıymetleri daha iyi bilinsin...

8 Ekim 2010 Cuma

M 476: Yağmurda meydan

Hava yavaş yavaş kararıp arabalar farlarını yakmaya başladığında, devlet daireleri ve birçok işyeri paydos ederken başladı yağmaya. Herkes sokaktaydı... Herkes ıslandı. Kimi telaşlandı, kimi hemen ilk andan teslim oldu doğanın kararına. Bir yandan yağmurun yağma sesi, diğer yandan araba lastiklerinin yerdeki suları sıçratırken çıkarttığı şıkırtı benzeri, beni de dışarı çağırdı. Bırakıp rahat koltuğumu ve sütlü kahvemi, katıldım o insan ve su karışık sele. Katılmasam iyiymiş ya, biraz da mecburiyetten :)

7 Ekim 2010 Perşembe

M 475: Bol yürüyüş

Son zamanların en bol yürüyüşlü haftaları bunlar galiba... Şurası da yakın, buraya da gideyim diye diye çaktırmadan saatlerce yürütüyor burası insanı! Bir de bu arada herşeyin birbirine yürüme mesafesinde olduğu bir yerde hiç uzun süre geçirmemiştim önceden. Bunun da bi güzelliği varmış.

M 474: Yeni yerde tanınmak :)

Valla beni ne doğduğum şehirde ne de başka şehirlerde öyle dairelerde ya da işinin düştüğü yerlerde tanıyan eden yoktur. Adamlar hangi bir geleni tanısınlar zaten.. Ama burada 1 haftada tanınmak mümkün! Her gün yeni biri gelmeyince onların işi de kolay gerçi ama olsun, insanın yine de hoşuna gidiyor :)

4 Ekim 2010 Pazartesi

M 473: Yerinde keşif restoran

Hem tarihi hem keyfi gezimde içinde çıka çıka çatıların tepesinden bakılabilen bir küçük mekan keşfi ve akşamına en sevdiğimle yemeklerinin denenmesi...

Bugün de yenen birşeye bici bici denebileceğini öğrendik:)

3 Ekim 2010 Pazar

M 472: Yeni hedefler koymak

Örneğin, herkes burada 10 kilo daha alacağımızı iddia ediyor ama bakalım tecrübeye karşı cahil cesareti galip gelebilecek mi :)

M 471: Aradığını bulmak

Araması da güzeldi ama bulması daha güzel oldu...