30 Temmuz 2010 Cuma

M 410: Ev

En sevdiğim demiş ki: "Portekiz'le ilgili hatırlayacağımız son şey gözlerdeki mutluluk. Portekiz'in payı için de onu hep anacağız"

Bence en güzel sözü en özlü haliyle o söyledi. İlk bunu okuyan, Portekiz ile ilgili diğer yazdıklarımı okumasa da olur :)

M 409: Rıhtım, feribot ve kahve




Son sahil kahvemizi rıhtımda feribota karşı içtik. Son manzarımızı da ana caddelerden birinin üzerindeki bir otelin teras barında izleyip, bütün "turist" görüntümüze rağmen kendimizi süslü amca ve teyzelerin yanına bir şekilde yakıştırdık! :)

M 408: Bu sefer de füniküler...






O bol yokuşlarda inip çıkmaya tam alışmışken, sırf binmeden dönmeyelim dediğimizden bir de ona bindik. Güvercinlere ekmek atan yaşlı teyze camından bakarken biz de onunla sahile yollandık.
Lizbon'daki tüm ulaşım için günlük bilet alınca, metrodan asansörlere, tramvaylara, herşeye binebiliyor ve paranızı haydi haydi çıkartıyorsunuz. Bunlar tek başına pahalı olabilir ama günlük "herşey dahil" toplu taşım sadece 3.75 euro.

M 407: Sallan yuvarlan - Alfama'da






Ara sokaklarda, sırf merdiven olan yollarda, sallan yuvarlan inerken aşağı doğru, Se Kilisesi olsun, hediyelikçiler olsun, kah eskiyle kah yeniyle doldurduk gönlümüzü..

M 406: Anı

En sevdiğim bana oradan bir anı almış. Üzerinde ilk görüşte aşk yazıyormuş. Lizbon'dan sözettiğini iddia edenler var. Bize bilgi öyle gelmedi! :)

St. Jorge kalesi de Lizbon'un en tepesi ise biz de eksik kalmaz çıkarız dedik.

M 405: Lizbon'daki son seyir terasımız






Demiştim ya bu şehirde pekala bir deniz kıyısı kasabasında geçen bir film çekmek mümkün diye, işte bu terastan ilham alıp düşünmüştüm aslında onu ben. Aşağıda çatılar ve önlerinde uzanan masmavi deniz, arkada dar sokaklar ve balkonlarda çamaşır asan kadınlar. Ahşap çardağa dolanmış pembe çiçekler, sokak ressamları, çalgıcılar ve güzel hava... Alfama tarafında.

M 404: Sıra beklemeli dondurmacı


En sevdiğim dondurmayı çok seviyor! Biz de ona her fırsat olduğunda "sıra beklemeli dondurmacı"dan aldık dondurmasını..
Adı Santini idi. Yiyebilmek için bekleyip hak etmek gerekliydi!

M 403: Deniz, uzaklar ve midemiz






Expo 98 alanında hepsi ile ilgili güzel birşey var. Denizin en açığı, üzerinde gördüğüm köprülerin en farklısı, mideme giden yemeklerin ise en değişik ikram edilenlerinden..
Expo yapıları güzel. Hava hepsini gezebilmek için aşırı sıcak ve vakit de artık çok az ama Vasco Da Gama köprüsü, kulesi, ufo, çevre yapılar, oceanarium ve diğerlerini içlerine giremeden de olsa gördük, beğendik.
Mideme gelince, burası balıkçı memleketi ama eti de unutmamak gerek diyorum!

M 402: Güzel hüzün

Bir ara bi konuşmaz olduk. Yorgunluktan sandık. Sonradan anladık ki hüzündenmiş. Tatil bitiyor diye üzülüyormuşuz. Ama ne güzel hüzün.

M 401: Lizbon ve seramikler



Heryerdeler, rengarenkler

M 400: 4 dalya

Gezi ile de birlikte su gibi geçti gitti...

M 399: Özenli desenler: Lizbon ve mozaikleri





Okumuştuk, kaldırımlara yollara dikkat edin, basıp geçmeyin diye. Gerçekten de desensiz ve özensiz bir tane bile görmedim galiba.

M 398: Yerel de olduk, festival bulduk



Tabii böyle iki üç günlük gezilerde "yerel" olmak gerçekten imkansız gibi bir şey. Fakat hiç olmazsa metrolarda, dükkanlarda, orada o sırada olup bitenleri görebilmek kaygısında olup ilanları vs okuyunca kendi keşfini yaptığını düşünüp daha çok haz alıyor insan. Bizim için bu keşif bir festival oldu. En sevdiğim el ilanını buldu. Ucundan yakaladık, son günündeki Macau Senfoni Orkestrası konserine hasıl olduk. Macau'yu gugılladık ve birşey daha öğrendik. Bir de müzikten, yapıldığı meydandan, karşısındaki merdivenli sokaktaki moladan ve yanındaki kafeden keyiflendik.

M 397: Meydanlar






Bir şehir bana göre nelerle keyifleniyor diye bir sıralama yapmaya kalksam ilk beşte yerini alır meydanlar ve hatta meydancıklar.
Bizim de ufak yerleşim yerlerimiz, köylerimiz, tam da böyle başlarken yapılanmaya, şehirlerimiz nerede yanlış yapıyor bilmiyorum. Araçlar için zorunlu yapılan kavşaklardan gayrı binaların geri çekilip yerlerini başka birşeylere verdiğini görmek, maalesef bizim şehirlerimizde imkansıza yakın. Şehir sanki onu yürüyenlere değil, dört tekerle gezenlere ait benim ülkemde.
Efendim, bulmuşken tadını çıkardık meydancıkların. Dinlenmek, kuşları duymak, rüzgarı hissetmek ve sevmek için.

M 396: Sokaklara taşan hayat




Biz Bairro Alto'da, sokaklarda gezinirken akşam durur mu, o da yavaş yavaş yaklaşıyordu. Ve nihayet hava tamamen karardığında biz de keyfini sürdük.

M 395: Bu asansör başka asansör




Bekledik de değdi mi yoksa geçerken gözümüz değdi, mecburen mi bekledik bilmiyoruz ama görmek için çok bekledik, bindik ve çıktık Lizbon'un güzel manzaralarından birine daha.

M 394: tarihte yolculuk mu yolculukta tarih mi


28 Numaralı tramvay. Toplu taşım araçlarından biri ama gerek kendisi gerekse geçtiği yerler açısından gerçek bir tarih sayfası. Elimizi camdan fazla çıkarttığımızda tutunabileceğiniz ya da çarpabileceğimiz yan tramvay ve müşterilerine dikkat ettik, kolumuzu bacağımızı içeride tuttuk ve onun bizi götürdüğü yerlerin keyfini çıkarttık :)

M 393: Tarihte gezerken çağdaşı da unutmamak



Santiago Calatrava'nın yaptığı Doğu Garı - Oriente Station'a da gittik, hiç geri kalır mıyız! Abi de yine yapmış bizi bir kaburgaya dolma :)


M 392: Sevdiğine kart atmak

Gittiğin gördüğün senin olsun, bana sevgini gönder!
Biz attık, yazarken mutlu olduk, alanlar da sevinsin diye umuyoruz:)

M 391: Dünyanın bittiği yer





Avrupa'nın en batı ucu: Cabo da Roca yanı Roca Burnu. Bundan 500 yıl önce dünyanın bittiği, daha ilerisinde birşey olmadığı hatta ilerde, suların dünyanın ucundan aşağı aktığı sanılan yer!

Biz oradan güneşi batırdık. Güneş en batıdan da batıyor! Saat tam 9.00 da! Kayalıklar, fener ve aşağıda izlediğimiz dalgalar.. Hepsi çok heyean verici. En uçtaydık!